Sizin dua ikliminiz... Türkçe-Arapça binlerce dua
Konu Gösterim
Yazı Boyutu:

Dua Ufku

Kimsenin Allah’a İtiraz Hakkı Yoktur

Metnin İngilizce çevirisi için tıklayınız...

Sevgili dostlar, bugün şikayet meselesi üzerine biraz sohbet edelim. Şikayet... Hepimizin zaman zaman yaptığı, bazen farkında olmadan düştüğü bir hal. Peki, Bediüzzaman Said Nursî bu konuda ne diyor, nasıl bakıyor şikayete?

Öncelikle şunu çok net söylüyor: Hiçbir insanın Cenâb-ı Hak'a karşı itirazı, hakkı yoktur. Yani, Rabbimizin koyduğu nizamda, O'nun hikmet lerini anlamadan, sadece nefs imizin heva sıyla şikayet etmek yersizdir. Çünkü kainat öyle ince bir dokuya sahiptir ki, en küçük bir olay bile bütün varlıkla irtibatlıdır. Bilim insanlarının “kelebek etkisi” dediği şey tam da budur.

Bir kelebeğin kanadını çırpması, dünyanın öbür ucunda bile değişiklik yaratabilir. İşte, kader dediğimiz şey bu ince ve hassas dengedir. Şimdi, sen nasıl olur da kendi küçük heves inle, o büyük düzeni bozmak, değiştirmek istersin?

Gülen Hocaefendi, kainattaki her küçük hareketin bile, görünmeyen birçok sonucu olduğunu, insanın sabırsızca şikayet edip, her şeyi kendi hevasına göre şekillendirmeye kalkmasının, aslında kainatın o mükemmel mühendisliğine büyük haksızlık olduğunu söyler.

“Kainatın bu kusursuz düzenini düşünün, her şey binlerce hikmetin birleşimiyle hareket ederken, bizim küçük heveslerimiz yüzünden bu düzenin bozulmasını istemek, kainata meydan okumaktır. Bu, insanın kendisini kainatın üstünde görmesidir.” der.

Ve devam eder:

“Bizim en büyük görevimiz, Allah'ın bu düzenine teslim olmak, sabretmek ve tevekkül etmektir. Çünkü şikayet etmek, hikmetleri görememekten ve Allah'a olan güvenin sarsılmasından kaynaklanır. Oysa iman, her durumda Allah'ın en hayırlısını vereceğine inanmak, her musibette bir rahmet aramaktır.”

Bu yüzden, sevgili kardeşlerim, Fethullah Gülen Hocaefendi bizlere şöyle seslenir:

“Nefsimizin heva ve hevesiyle hareket edip, Allah'ın o muhteşem tedbirine karşı çıkmak, kendimize en büyük zararı vermektir. Kainatın mühendisliği içinde, bizler sadece küçük bir dişliyiz. O dişlinin hareketine karşı koymaya kalkmak, hem kendimize hem çevremize zarar verir. Sabır ve tevekkül, bu yüzden en büyük güçtür.”

Bediüzzaman Said Nursî der ki: “Ey şikayet eden, sen kimsin ki kainatın mühendisliğine soyunuyorsun? Senin hevesin, sineğin kanadına bile denk gelmez.” Çok ağır ve etkileyici değil mi? O halde nasıl olur da biz kendi küçük isteklerimiz uğruna evrenin o muazzam dengesini bozmaya kalkarız?

Bir şeyleri beğenip bir şeyleri beğenmiyorsun. Bediüzzaman Said Nursî der ki: Kokmuş olan zevkini nimetlerin derecelerine mikyas ve mizan mı yapıyorsun? İşte gözünle baktın, kulağınla işittin, onu beğendin, onu beğenmedin, onu aşağıladın, onu yücelttin. Oysa ki, onların hepsi o nizamın bir parçası.

Evet, hasta olursun, sancın olur, zor zamanlar yaşarsın... Ama unutma ki, o zorlukların içinde binlerce hikmet, rahmet saklıdır. Nefsine göre bakarsan, sadece sıkıntı görürsün, şikayet edersin. Ama teslim olursan, o şikayetin içinde Allah'ın sonsuz rahmetini görebilirsin.

Mümin, şikayet eden değil, sabr eden, tevekkül eden kimsedir. Çünkü bilir ki her şey Allah'ın hikmetli tasarrufuyladır. Nefsin hevasına göre evren değişmez. Eğer öyle olsaydı, yeryüzünde ne düzen kalırdı, ne intizam, ne de huzur.

Fethullah Gülen Hocaefendi, bu hakikati öyle güzel anlatır ki; o der ki:

“İnsanın sabrı ve tevekkülü, ancak Allah'ın tedbiri karşısında teslimiyetle mümkündür. Çünkü şikayet, nefsin heva ve hevesinden kaynaklanır. Oysa hakikat şu ki, Allah'ın tedbiri, terbiyesi ve tasarrufu bizler için en hayırlısını kapsayan bir düzen ve intizamdır.”

Ve ekler:

“İnsanın ruhu şikayetle, şekva ile değil; sabırla, tevekkülle olgunlaşır. Allah'ın verdiği her musibet, rahmetin farklı bir cilvesidir. Bunu göremeyen insan, sadece acısını hisseder. Oysa her musibetin ardında, hikmetle yoğrulmuş bir rahmet vardır.”

Bu noktada Gülen Hocaefendi, sabrın ve tevekkülün sadece kaderin pasif kabulu olmadığını, aksine insanın ruhundaki en büyük direniş ve teslimiyet olduğunu ifade eder. Çünkü insan, kendi nefsinin isteklerine kapılıp, kainatın mühendisliği olan o büyük düzene itiraz ettiğinde, huzurdan, nimetten mahrum kalır.

Ve Bediüzzaman'ın çok güzel ifadesiyle: “Bir ferdi hoşnut etmek için binlerce hikmeti feda edemeyiz.” Her şeyin yerli yerinde olması, binlerce hikmetin bir arada var olması gerekir. Sen kendi küçük arzun uğruna o düzeni bozarsan, hem kendi ruhuna hem de kainata zarar verirsin.

Şikayet etmek, Allah'ın tedbir ine, terbiye sine, tasarruf una karşı gelmektir. Oysa mümin, her durumda Allah'a güvenmeli, sabırla beklemeli, her işte O'nun hikmetini aramalıdır.

Bu yüzden dostlar, şikayet etmek yerine, teslim iyet ve sabırla hayatı karşılayalım. Her musibet , içinde bir rahmet taşır. Şikayet eden kalp, huzur bulamaz. Teslim olan ise Allah'ın rahmet ine sığınır, her zorlukta bir hikmet görür.

Unutmayalım ki, kainatın mühendisliği Allah'a aittir, bize ise O'na güvenmek ve boyun eğmek düşer.