Sizin dua ikliminiz... Türkçe-Arapça binlerce dua
Konu Gösterim
Yazı Boyutu:

Süleyman Kösmene

2012-10-12

Kanunlar ve Nevamis

Metnin İngilizce çevirisi için tıklayınız...

Hem kanunlar ve nevamis denilen şeyler, ancak ilim ile irade ve emrin enva'a olan tecellilerinin isimleridir. Evet, kanun emirdendir, namus iradedendir

Nur Külliyatı'nda ruhtan söz edilirken,  “kanun-u emrî”  denilir ve bunun diğer kanunlardan farkının  “haricî vücut”  giymesi olduğu nazara verilir.

Şu varlık âlemi için birtakım ikili tasnifler yapılmış bulunuyor; dünya ve ahiret, mülk ve melekût, gayb ve şahadet âlemleri gibi. Bunlardan birisi de  “âlem-i halk ve âlem-i emir.”  Emir âlemi, halk âleminin, tabir caizse, idare merkezlerini içine alır.

Beden ruhtan idare edildiği gibi, kâinattaki bütün eşyanın sevk ve idaresinde esas olan bir kanunlar manzumesi vardır. Bütün bunlar emir âleminden haber verirler.  "Kanun emirdendir."  cümlesi bunu ders verir. Tabiatta hüküm süren bütün kanunlar hep emir âlemindendirler.

Tabiattan söz edilirken,  “şeriat-ı fıtriyye”  ve  “şeriat-ı ilâhîyye”  gibi tabirler kullanılır ve Mesnevî-i Nuriye'de,  “Kavanin dedikleri şey, her biri şu şeriatın birer mes'elesidir...” (1) denilirken, İşarâtü'l-İ'caz'da,  “Nevamis ise, onun meseleleridir...” (2) ibaresi yer alır. Bu cümlelerde kavanin ile  nevamis   (namuslar)  aynı mânâda kullanılmıştır. Başka risalelerde de bunların birbiri yerine kullanılabildiğini görüyoruz.

Şu var ki, namus kelimesinin gizlilik ve sır mânâsı da taşıdığı dikkate alındığında, arada ince bir fark olduğu bir derece hissedilir. Nitekim  “Kanun emirdendir, namus iradedendir.”  cümlesinde bu farka işaret edilmiştir.

Kanun  daha umumî,  namus  ise hususîdir. Parmaklarımızın, ana hatlarıyla, aynı yapıya sahip olmaları bir kanundur ve bu kanun her insana tatbik edilmiştir. Ama parmak izlerimizin birbirinden farklı kılınmaları bir  “namus”  olarak düşünülebilir.

Bahar, yer çekimi, güneş cazibesi,.. bu âlemde hükmeden fıtrî şeriatın birer kanunu, birer meselesidirler. Bunun yanında, annelerin şefkat sahibi olmaları ve yavrularını böylece bağırlarına basmaları da bir kanundur. Ama bunun yer çekiminden farkı da açıktır. İşte madde âleminden uzak ve yer çekiminden daha latîf olan bu ilâhî esas, bir namus kabul edilebilir.

Allah, yavruları böylece annelerine bağlamayı irade etmiştir. Bu yönüyle  “namusun iradeden olduğu”  söylenebilir. Diğer kanunlar da yine ilâhî irade ile vücut bulmuşlardır, ama şefkatte, tabiattaki zahirî sebepler ve kanunlar söz konusu olmadığından, irade daha açık olarak kendini göstermektedir.

Toplum hayatımızı ayakta tutan, hürmet, merhamet, acıma gibi esaslar da birer  “namus”  olarak kabul edilebilirler.

Risalelerde kanun ile namus arasında fark var mıdır? Mesnevî'de biri iradeden, diğeri emirden geldiği şeklinde cümleler var.

KANUNLAR VE NAMUSLAR

Yaygın söyleyişle, kanun deyince hukuk akla geliyor. Namus deyince de ahlâk. Yahut kanun hukukun kurallarıdır. Namus da ahlâkın kuralları. Bediüzzaman, “Siz hangi usûlle bu acip tecavüzü yapıyorsunuz? Kanununuzu ibraz ediniz.”1 sözüyle hukuk kurallarına; “Şehvet veya gazap, haddini aşarsa, ırz ve namuslar payimâl olur, masumlar mahvolur.”2 sözüyle de ahlâk kurallarına vurgu yapıyor. Bediüzzaman'ın ifadesiyle şeriat, İlâhî kanunlar demeti olarak, sıfat-ı kelâmdan geliyor ve insanın ef'âlini ve ahvâlini tanzim ediyor.3 Kanun kavramının hukuktan sonra bilimde de kullanıldığını görüyoruz. Tabiat kanunları, fizik kanunları, Mendel kanunları, yerçekimi kanunu gibi. Böyle kanunlar Bediüzzaman'ın dilinde şeriat-ı kübrâ-yı fıtrîyedir ki, sıfat-ı iradeden geliyor ve âlemin harekât ve sekenâtını tanzim ediyor.4 Namus kavramı ise bazen âlem-i melekûtün kimi sakinleri için kullanılıyor. Meselâ kimi zaman Cebrail'e (asm), kimi zaman da arşı taşıyan büyük meleklerden birisine Namus-u Ekber deniyor. Tevrat'ın Yunanca adı da ‘İlâhî kurallar' anlamında ‘Tora Namus'tur.

RUH, KANUNUN KARDEŞİDİR

Bediüzzaman'ın ifadesiyle, Allah kâinatı, âdetinin kanunları ile tanzim eder; inayet ve rahmetinin namuslarıyla tezyin eder.5 Kanunlar, irade-i İlâhiyenin namuslarının unvanlarıdır .6 Ruh, âlem-i emirden gelmiş ve vücud-u haricî giymiş şuurlu bir kanun; hayattar bir namustur. 7 Kâinatta hükümran olan ve yine âlem-i emirden ve iradeden gelen kanunlara ve namuslara vücud-u hâricî giydirilse, her biri kendi cinsinin birer ruhu olurdu.8 Mevcut ruh, makul kanunun kardeşidir.9 Kanunlara âdetullah deniyor.10 Sünnetullah veya tabiat da denilen şeriat-ı fıtrîyenin meseleleri kanunlar11 ve namuslardır.12 

KANUNLAR VE NAMUSLAR VEHMÎ EMİRLERDİR

Kanunlar ve namuslar kâinatın gidişatında önemli kurallar olmakla beraber vehmîdirler, itibaridirler, ademîdirler.13
Yani aralarında ister nüans olsun, ister olmasın; aslında kendileri kendi başlarına yok hükmündedirler. Esas olan, bu kanunların ve namusların dizginini ellerinde tutan melaike denilen ibadullahtır. 14 Melaike, irade sıfatından gelen bu kanunların ve namusların hameleleri, taşıyıcıları ve mümessilleridirler. 15 Daha arka plânda ise esas olan, bu kanunların ve namusların kendilerine dayandığı Esma-i İlâhiyedir. 16

KÜÇÜK BİR NÜANS

Bediüzzaman, “ kanunlar ve nevâmis denilen şeyler, ancak ilimle irade ve emrin envâa olan tecellîlerinin isimleridir ” sözüyle kanunları ve namusları birbiri ile örtüşen kavramlar olarak kullanıyor.17 Burada bahsi geçen kanunlar ve namuslar kâinatta hükmeden kevnî yasalardır. Bu yasalara Bediüzzaman “şeriat-ı kübrâ-yı fıtrîye” diyor. Âlemi düzene sokan bu yasalar irade sıfatından geliyor. Hemen ardından Bediüzzaman, “Kanun emirdendir, nâmus iradedendir.” 18 sözüyle, kanun ile namus arasına bir nüans koyuyor gibidir. Burada bir nüans gerçekten var mıdır? Varsa nedir? Bir defa emrin de, iradenin de sahibi Allah'tır. Emir iradeye bağlıdır . Allah irade eder ve emreder. İrade İlâhî bir sıfat , emir de irade sıfatına bağlı İlâhî bir fiildir . Genel çerçeve itibariyle kanunların ve namusların irade sıfatına dayandığı ve emir âleminden geldiği tesbit olunduktan sonra, aralarında şöyle bir nüans var gibi duruyor: Kâinatta kanunlar , eşyanın tabi olduğu kurallar ve yasalardır . Namuslar ise, eşyanın bu kanunlar ile bütünleşmesi ve bir hüviyet, bir kimlik, bir kişilik kazanmasıdır . Meselâ ‘ cazibe kanunu ' yerkürede bir kanun şablonunda yerçekimi kanunu olarak kendini gösterirken; bir annede yavrusuna karşı şefkat , anne ve babasına karşı hürmet ve merhamet , insanlara karşı edep ve hayâ , eşine karşı aşk şekilleriyle bir kimlik ve hüviyet haline gelmiş ve bir namus olarak tecellî etmiştir .

Dipnotlar:  

1- Mektubat, s. 416; Şuâlar, s. 379.

2- İşaratü'l-İ'caz, s. 215.

3- Mektubat, s 463, Hak. Çek. 107.

4- Mektubat, s 463, Hak. Çek. 107.

5- Mesnevî-i Nuriye, s. 34.

6- Emirdağ Lâhikası, s. 350.

7- İsra Sûresi: 85; Sözler, s. 479, 643; Lem'alar, s. 185.

8- Sözler, s. 479, 643.

9- Mektubat, s. 454.

10- İşaratü'l-İ'caz, s. 144.

11- Sözler, s. 471.

12- İşaratü'l-İ'caz, s. 146.

13- Sözler, s. 471; İşaratü'l-İ'caz, s. 246.

14- Sözler, s. 471.

15- Mektubat, s. 463.

16- Sözler, s. 597; Mesnevî-i Nuriye, s. 34.

17- Mesnevî-i Nuriye, s. 52.

18- Mesnevî-i Nuriye, s. 52.