Daha neler yapabiliriz?
Bence, yapması gerekli olan… aklına gelen her şeyi yapmış bir insan... yapmış, yapmış da... ama yine de dini ciddi yaşamaya muvaffak olamamış bir insana, sorması gerekli olan soru...
Fakat bana göre, ben dahil... o soru başkalarının soracağı soru değil.
O... hayatının saniyelerini, saliselerini, aşirelerini, zerresini... zayi etmeden Allah yolunda kullanmış. Fakat buna rağmen... kulağı açılmamış, gözü açılmamış... hâlâ muhabetten, muhabbetten habersiz, hâlâ boşlukta geziyor.
"Neden tutturamıyorum ben bu meseleyi?
Neden rabbimle sıkı bir irtibatla geçemiyorum?
Çaresi ne ola bu işin?"
İşte... öyle bir insanın mülahazası olması doğru olur.
O soruda da yalan söylememiş olur. Makul olur. Ona karşı da bir şeyler denebilir.
Ama bu açıdan ben, böyle birinin sorduğu ufuktan sorulmuş bir soruya değil de... bence, ben... bizim hâlimize göre bir şey diyelim:
"Ben acaba, biz... durduğumuz yer itibariyle, konumumuzun hakkını veriyor muyuz?
Yani, duruşumuz tamam mı?
Yani, bir vicdan vüsatına ulaşmış mıyız?
Cenâb-ı Hak'kı duyacak, kendi varlığımızı duyacak, nefsimizi hatırlayacak, O'nu hatırlayacak genişliğe ulaşmış mıyız?
Bütün masiyetlerin çirkin yüzünü görecek şekilde bir vicdan genişliğine eriştik mi?
Bütün mahasinin güzel yüzünü temaşa edecek, zevk duyacak... imrenerek onları yapabilecek seviyeye ulaştık mı?"
Şimdi... çok defa iftitah tekbiri kaçıran bir insan... bunu sormamalı bence. Böyle bir soru soramaz.
Çünkü... kırk sene iftitah tekbirini kaçırmadım diyen insanlar var!
İftitah tekbirini kaçıran, ondan evvel sünneti haydi haydi kaçırmış demektir.
Namazın yarısına yetişmiş demektir.
Ama... namazını duya duya kılmak için, elinden gelen ciddi gayreti ortaya koyuyor.
Üstada ait diyelim bunu... selef-i salihin yapmış, o da buna önem veriyor.
Faziletli görüyor, faydalarını da anlatıyor.
O tesbihatı, gözümüzü kırpmadan... Allah'ın huzurunda gibi, Resûlullah'ın huzurunda gibi.. onu anlatırken... öyle anlatıyor.
El-Hüccetü'z-Zehrâ'yı merakla okuyorsunuz.
Ama ben onu, o zaman öyle merakla takip eden insan... sadece bilgi hammalı olsun diye, kafası itibariyle tatmin olsun diye okuyor derim.
Eğer “Et-tahiyyâtü” deyişinde... yüreği bir kere hoplamıyorsa...
“Vet-tayyibâtü” deyişinde hoplamıyorsa...
Mürgülüyorsa — Erzurumluların tabiriyle — o tesbihat esnasında kendinde değilse...
Sağla solla meşgul oluyorsa...
Yapması gerekli olan o kadar çok şey var ki!
Gözünün açılması, kulağının açılması, vicdanının harekete geçmesi, vicdan vüsatine ulaşması için... o kadar çok şey var ki!
Neyi söyleyeceksin?..
Dolayısıyla, o soru... bizim gibi insanların ufkunun sorusu değil.
Yani... o soru, bizim gibi müptedilerin sorusu değil.
Biz ne yapmalıyız ki... Allah'a bu yanlış inanıştan kurtulup... doğru inanmalıyız?
Efendimize doğru inanmalıyız?..
Şu Allah'ın huzurunda durduğumuz tesbihatta...
Kıpırdamadan, gözlerini kapayarak... tekkede, zaviyede dervişin “Allah” derken nasıl bir münasebete geçtiğini düşünün.
Etrafını görmüyor o anda... bıçaklasan duymuyor!
Öyle bir huzur içinde, öyle bir rapt-ı kalp içinde…
Şimdi, okumayan bir insan… o soruyu sormamalı bence.
Her şeye kendine verircesine... her şeyin içinde o şeyin dümenine göre, dümen suyuna göre akışlar geçmeyince…
Bence bunların hiçbiri olmaz.
Sıra, ona gelmemiştir zaten.
Bu açıdan, yapacağımız çok şey var bizim aslında.
Bir kere sağlam inanma adına...
Aklımdan bugün tesbihatı yaparken... herkes şu Risaleleri hızlı hızlı okumalı.
Teker teker... herkes kendi kendine okusun.
Çünkü okurken de... okuyanın dışındakiler dinlemiyorlar esasen.
Hele okuyan da bir de ona göre okuyorsa… hiç dinlenmiyor.
Bunu mu desek?
Okurken o meseleler üzerinde durulup da... böyle ciddi bir müzakere alanları mı açılsa?
Bir tefekkür alanı mı açılsa?
Sık sık... haftada bir kere olsun böyle... bu namazın teşrihatı, anatomisi mi ortaya konsa?
Namaz budur!
O sizin dediğiniz şekli namaz... sûri namazdır.
O babandan gördüğün namaz, nenenden, dedenden gördüğün namaz... Allah'ın emrettiği namaz değil.
Allah “namazı ikame edin” diyor.
Bu yatmış ef'âl değil yani!
Ayağa kaldır onu... ef'âl diyor.
Her şeyiyle duyulsun, hissedilsin... mevcudiyeti hissedilsin... onun farklılığı hissedilsin o namazın diyor.
Bu yapılmamış da... ondan doymamış gibi!
Namazda anlatıldığı gibi, namaz bahsinde doymamış gibi…
Meseleyi tesbihatta yeniden seslendirme...
Duada bir kere daha duyma...
Duada Allah'tan bir şey koparmak istiyor gibi...
Böyle yırtılırcasına isteme... göğsünü yırtarcasına isteme... kendini salmama!
Söylediğin kelimelerden senin haberin yoksa... o kelimelere karşı saygısızlıktır.
Allah'ın huzurunda durduğundan şüphen var mı senin?
Allah'ın huzurunda dururken... öyle gafletle o kelimeleri söylemek... Allah'a karşı ayıptır.
Kirâmen Kâtibîn'e karşı ayıptır.
Hazırsa ruhanilere karşı ayıptır.
Ve bu hâliyle insanın inkişaf etmesi mümkün değildir.
Yani, dolayısıyla... biz kendi halimize bakmamız lazım.
Biz... bir türlü inkişafa müsait olmayan müptedileriz.
Bir türlü ilk mektepten çıkamıyoruz.
Yani... bir türlü koridordan içeriye giremiyoruz.
Harem dairesi şöyle dursun... salona giremedik.
Yani... bunca zamandır... ben 60 küsur senedir giremedim.
Siz bu ortamdan neşet ettiniz... temizdi.
Sizin zamanınızda nurlar vardı...
Temiz arkadaşlar vardı...
Siz de girdiğinizi söyleyemezsiniz.
Okuduğumuz tesbihatın renginden, deseninden, şivesinden...
Kıldığınız namazın şivesinden, deseninden, renginden belli oluyor.
Namaza gelişimizin edasından belli oluyor.
Onu hayatımızın birinci meselesi sayıp saymamamızdan belli oluyor.
O mevzuda gösterdiğimiz tahallükten belli oluyor.
Bu soruyu... gece namazlarını kaçıran bana sormasın.
Teheccüt kılmayan bana o soruyu sormasın.
İnsanın Rabbinden gelen tecellileri avlama koyu pususu gecedir... gece seccadesidir.
Gecesi olmayan bir insanın misal âlemi karanlıktır.
Berzah âlemi karanlıktır.
Berzah âlemini aydınlatacak odur.
Siz nurlardan okuyorsunuz bunları.
“Haydi bir saat iman edelim, sonra bunu bir güne çıkaralım, sonra bir haftaya, sonra bir aya yayalım.”
Yani bir ay Allah'a inanmak lazım.
Bakalım ne oluyor... gelelim yemin edelim:
“Ya Rabbi, bir ay sana inanacağız!”
Yemin edelim yani... akıldan çıkarmamaya çalışalım.
Huzurunda temkinle duralım.
Konuşurken temkinli olalım.
Söylediğimiz her şeyi kemal-i temkinle...
Böyle jelatinli bir paketi O'na sunuyor gibi... o hava içinde O'na sunmaya çalışalım.
Namazın her rüknünü O'na öyle sunmaya çalışalım.
Bir bakalım yani... duyurduğu şeyi duyurduktan sonra geriye alıyor mu?
Yani o makafeti içimize atıp vicdanımıza vüsat verdikten sonra, yeniden bize darlık veriyor mu?
Allah, bir insanın kalbinı eğer inşiraha mazhar kılmışsa...
İnşirah vermişse ona...
O, Rabbinden bir nur üzerinedir.
Hep aydınlık görür, hep açık görür, hep bir genişlik yaşar.
Bu açıdan... ister hazirûn isterse gaibûn...
Bence imanlar, Rabbimize münasebetler yeniden gözden geçirilmesi lazım.
Yani... böyle bir şeyler yapıyor olma, birilerine bir şeyler anlatıyor olma...
Bir sistemi takip etme, bir sistemle alakalı müzakereler yapma filan...
Veya işte “ilim yapıyorum” diye kitap okuma, kitapları fişleme... bir kısım kaynaklara bulaşma...
Bunlar hiç marifet değil.
Bunların kıymet-i harbiyesi... bunlar eritilir senin düşünce potanda...
Sonra imana dönüşürse, izan'a dönüşürse, irfana dönüşürse bunlar...
O zaman namazınızın kıymeti olur.
Senin yakinini artırıyorsa…
İlmel yakine ulaştırıyorsa…
Aynel yakine ulaştırıyorsa…
Hakkel yakine kapı aralattırıyorsa…
O zaman bir kıymeti vardır.
Hiçbir kıymeti yok bunların…
Bu açıdan… havanda su dövmemeli bence.
Vira “Bismillah” deyip söz verelim.
Bugünden sonra namaz kılalım.
Bugüne kadar kıldığımız gafilane namazlar varsa… üzerimize alalım.
Gafilane içinde uyumuşsam… onu da kaza edeceğim.
Dalmışsam şayet tesbihinde… dalmışsam, onu da kaza edeceğim.
Her gün… bir günlük namaz kaza etmekle vira “Bismillah” deyip başlayalım Müslümanlığa.
Ama bu… her yanıyla olacak.
Tıka basa yemek yiyen bir insanın yapacağı şey namazda uyumaktır.
Vaktinde uyumayanın şeyi… namazda uyumaktır tabii.
Uyuma zamanı Allah… وَجَعَلْنَا يَوْمَكُمْ سُبَاناً diyor:
“Ben geceyi vakti inkita kıldım.”
Gece… uyuyacağın kadar uyuyacaksın.
Kalkıp, ihya edeceksin… içinde sadece Allah mülahazası olması gerekli olan şeyin içine…
Yatağın levsiyatını getirme.
Ona göre vira Bismillah demek lazım.
Nur okumaya yeni başlamak…
Tesbihatta kusur etmeden yeni başlamak…
Hiçbir namazın duasını ihmal etmeden yeni başlamak…
Sünnetler cebren li'n-noksan meşru kılınmış…
Farzlarda kusur edersiniz, oradaki eksiği gediği sarıp sarmalıyor ki, sargı yapıyor.
Nafileyle… Allah farz kırıklarını, çatlaklarını… nafileyle sargılıyor.
Onlarda da kusur etmemeye bakalım.
Sıkalım dişimizi…
Ve bunun yayılmasını sağlayalım, temin edelim.
Ve yine yemin edelim:
“Yemekten doymadan kalkacağız.
Midemiz yarıya geldiğinde kalkacağız.” diye…
Hayat o zaman dengelenir.
Az ye… az uyu… hayrete var.
Fani ol… Allah'ı bul.
Killet-i kelam… killet-i menam.
Killet-i taam… uzlet enil enam.
Bir manası… o zaman tamamen ona azimet edelim.
Ne olur Allah'ım… inandır bizi.
Zidna imana, zidna iman diyor.
Zidna yakinen, zidna marifeten.
İmanımızı… yakinimizi… marifetimizi artır.
Akla gelir ki… bir sürü böyle namaz kılan var.
Onlarınki ne olacak?
Onları Allah bize soramayacak ki!
Bütün insanlar kötülük yapsa… tek başıma ben kalsam…
Ben iyiyi temsil etme mecburiyetindeyim.
Allah'ın cennete koyacak insana ihtiyacı yoktur.
Allah müstağnî-yi alelıtlak tır … isterse hiç kimseyi koymaz.
Bir tane kulu olur .. Onu koyar.
Manevi Hayata Yeni Bir Başlangıç
Yeniden Başlangıç kavramı, kaynaklarda mevcut yaşam tarzını, ibadetleri ve Allah ile olan münasebetleri temelden sorgulama ve düzeltme ihtiyacını ifade eden, kapsamlı ve acil bir eylem çağrısıdır.
Bu Yeniden Başlangıç, kişinin gafilane davranışlardan ve yüzeysel ibadetlerden kurtulup, manevi olarak gelişebilmesi (inkişaf) için bir zorunluluk olarak sunulmaktadır.
Yeniden Başlangıcın Gerekliliği ve Kapsamı
Kaynaklara göre, mevcut durumun yetersizliği ve manevi ilerleyememe (inkişaf edememe) durumu, köklü bir başlangıcı zorunlu kılmaktadır.
1. Manevi Gelişim Eksikliği (İnkişaf): Kişiler genellikle ilk mektepten çıkamayan, koridordan içeriye giremeyen müptediler (başlangıç seviyesindekiler) olarak nitelendirilmektedir. Birtakım iyi şeyler yapılıyor olsa bile (ilim yapma, kitap okuma, sistem takip etme), bunlar düşünce potasında eritilip imana, izana veya irfana dönüşmezse, hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur ve havanda su dövmek anlamına gelir.
2. Yüzeysel İbadet (Suri Namaz): Kaynaklarda bahsedilen "Yeniden Başlangıç" ihtiyacı, yerine getirilen ibadetlerin şekli (suri namaz) olmaktan öteye geçememesinden kaynaklanır. Babalardan, dedelerden görülen bu namazın, Allah'ın emrettiği "namazı ikame edin" emrine uygun olmadığı vurgulanmaktadır; namazın hissedilmesi, duyulması ve varlığının fark edilmesi gerekmektedir.
3. Temel İlişkilerin Gözden Geçirilmesi: İster hazır olsun ister gıyabında, imanların ve Rabbimizle olan münasebetlerin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Yeniden Başlangıç İçin Atılması Gereken Adımlar
"Yeniden Başlangıç" bir "bismillah" demekle başlamalıdır. Bu, sadece bir temenni değil, somut taahhütler ve eylemler gerektirir:
1. İnançta ve Şuurda Kararlılık (Yemin Etme)
Kişinin, sağlam inanma adına, "Ya Rabbi, bir ay sana inanacağız" diyerek yemin etmesi tavsiye edilmektedir. Bu inanç, sadece bilgi hamallığı yapmaktan (bilgi hammalı) ve kafayı tatmin etmekten ibaret olmamalıdır.
• Temkin (Tedbirli Olma): Allah'ın huzurunda dururken temkinli durulmalı, konuşurken temkinli olunmalı ve söylenen her şey kemal-i temkinle, jelatinle bir paket sunulur gibi O'na sunulmaya çalışılmalıdır.
2. Namaz ve Tesbihatın Düzeltilmesi
Yeniden başlangıcın en önemli uygulama alanı namaz ve tesbihatlardır.
• Geçmiş Namazların Kazası: Bugüne kadar kılınan gafilane namazlar, hatta namazda uyunmuşsa veya tesbihatta dalınmışsa, bunların da kaza edileceği üzerine söz verilmelidir. Her gün bir günlük namaz kaza etmekle bile Müslümanlığa yeniden başlanması önerilmektedir.
• Farzlardaki Eksiklerin Tamamlanması: Farzlardaki kusurları ve çatlakları nafileler (sünnetler) sarmalamakta (sargı yapıyor) ve telafi etmektedir; bu nedenle sünnetlerde de kusur etmemeye dikkat edilmelidir.
• Huşu ve Huzur: Tesbihatı okurken sağla solla meşgul olunmamalıdır. Etiyyatü ve Tayyibatı okurken yürek bir kere dahi hoplamıyorsa, o kişinin daha yapması gereken çok şey var demektir. Yeni başlangıçta, hiçbir namazın duası ihmal edilmemeli ve tesbihatta kusur edilmemelidir.
3. Gece İbadeti ve Yaşam Tarzı Dengesi
• Teheccüt (Gece Namazı): Gece namazlarını kaçıran veya teheccüt kılmayan bir insanın "Yeniden Başlangıç" ile ilgili soruları sormaması gerektiği belirtilir. Zira gece, "insanın Rabbinden gelen tecellileri avlama koyu pususu"dur (seccadesidir); gecesi olmayan bir insanın misal ve berzah alemi karanlıktır.
• Açlık ve Denge: Hayatın dengelenmesi için yeme alışkanlıklarının düzeltilmesi de bu başlangıcın bir parçasıdır. Mide yarıya geldiğinde yemekten kalkmaya yemin edilmeli, "Az ye, az uyu, hayrete var, fani ol, Allah'ı bul" (dillet-i kelam menam) prensibine tam olarak uyulmalıdır.
4. İlim ve İrfan
• "Nur okumadan yeni başlamak," kaynaklara göre yeni başlangıcın bir diğer adımıdır.
• Kitap okuma ve fişleme gibi faaliyetler, ancak imanı, yakini (ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin) ve marifeti artırıyorsa bir kıymete sahiptir. Aksi takdirde, yalnızca bilgi hammalı olunur.
Bu yeniden başlangıç süreci boyunca kişi, hayatındaki en önemli ve en hayati işi (canavar işi veya can veren işi) yaptığını hissetmelidir. Nihayetinde amaç, Allah'tan "İmanımızı, yakinliğimizi, marifetimizi artır" (Zidna iman, zidna yakinen, zidna marifeten) diye istemektir.
Namazın Önemi
"Namazın Önemi," kaynaklarda sadece yerine getirilmesi gereken bir görev olarak değil, bireyin manevi inkişafının (gelişiminin) ve Allah ile kurduğu münasebetin merkezi olarak ele alınmaktadır. Mevcut durumda kılınan namazların çoğunun bu önemi karşılamadığı, bu yüzden de köklü bir "Yeniden Başlangıç" gerektiği vurgulanmaktadır.
İşte kaynaklarda namazın önemine dair öne çıkan hususlar:
1. Şeklî Namazdan Kurtulma Zorunluluğu
Namazın önemi, onun sadece şekilden (suretten) ibaret kalmamasında yatar. Kaynaklar, yaygın olarak kılınan namazın Allah'ın emrettiği namaz olmadığı nı belirtir:
• Kılınan namazlar genellikle babadan, dededen görülen, "şekli namaz" veya "suri namaz" olarak nitelendirilmektedir.
• Allah, Kur'an'da sadece namazı kılmayı değil, "namazı ikame edin" (namazı ayağa kaldırın) diye emretmektedir. Bu, namazın yatmış ef'al (eylemler) olmaması, tam tersine her şeyiyle duyulması, hissedilmesi ve mevcudiyetinin fark edilmesi gerektiği anlamına gelir.
• Namazın hayatın birinci meselesi sayılması ve bu konuda tahallük (davranış) gösterilmesi gerekmektedir.
2. Manevi Gelişimin Anahtarı
Namazın doğru ve bilinçli bir şekilde ikame edilmesi, kişinin manevi ilerlemesi (inkişaf) için elzemdir:
• Eğer bir kişi tesbihat sırasında kendini kaybetmişse, sağla solla meşgul oluyorsa ya da yüreği Ettehiyyatü veya Tayyibatı okurken bir kere dahi hoplamıyorsa (çarpmıyorsa) , o kişinin vicdanının harekete geçmesi, gözünün ve kulağının açılması için yapması gereken çok şey olduğu belirtilir.
• Namazın esnasında söylenen kelimelerden haberdar olmamak, o kelimelere karşı saygısızlıktır .
• Allah'ın huzurunda durulduğu şüphesi taşınırken bu gafletle kelimeleri söylemek; Allah'a karşı, Kirâmen Kâtibîn'e karşı ve hazır bulunan ruhanilere karşı ayıptır . Bu haliyle insanın manevi olarak inkişaf etmesi mümkün değildir.
• Namazı duya duya kılmak için ciddi gayret ortaya koymak büyük önem taşır.
3. Namazın Rükün ve Tesbihatındaki Titizlik
Namazın önemini artıran ve "Yeniden Başlangıç" çağrısının merkezinde yer alan detaylar mevcuttur:
• İftidah Tekbiri: İftitah tekbirini (başlangıç tekbiri) kaçıran bir kişi, ondan evvelki sünneti de kaçırmış ve namazın yarısına yetişmiş demektir; böyle birinin manevi gelişimle ilgili sorular sormaması gerektiği ima edilir.
• Huzur ve Temkin: Allah'ın huzurunda dururken temkinli durulmalı. Namazın her rüknü, sanki jelatinle paketlenmiş bir hediye O'na sunuluyormuş gibi, kemal-i temkinle sunulmaya çalışılmalıdır.
• Tesbihat: Tesbihat yapılırken göz kırpılmamalı ve Allah'ın huzurunda bulunma şuuruyla (rapt-ı kalp içinde) okunmalıdır. Hiçbir namazın duası ihmal edilmemelidir .
• Nafilelerin Rolü: Nafileler (sünnetler), farzlardaki kusurları ve çatlakları sarar ve telafi eder (sargı yapar) . Bu nedenle sünnetlerde de kusur etmemeye dikkat edilmelidir.
4. Gece İbadetinin Merkezi Yeri
Namazın önemi, sadece farzların yerine getirilmesiyle sınırlı değildir; gece ibadeti (teheccüt) hayati bir öneme sahiptir:
• Gece namazlarını kaçıran veya teheccüt kılmayan bir insanın "Yeniden Başlangıç" ile ilgili sorular sormaması gerektiği belirtilir.
• Gece, insanın Rabbinden gelen tecellileri avlama koyu pususudur (seccadesidir).
• Gecesi olmayan bir insanın misal âlemi ve berzah âlemi karanlıktır; berzah âlemini aydınlatacak olan teheccütdür.
5. Geçmişin Telafisi (Kaza)
Namazın önemi o kadar merkezidir ki, "Yeniden Başlangıç" kapsamında geçmişteki eksikliklerin bile telafisi gereklidir:
• Kişi, bugüne kadar kıldığı gafilane namazları üzerine alacağına söz vermelidir.
• Hatta namazda uyunmuşsa veya tesbihatta dalınmışsa bunların da kaza edileceğine dair taahhütte bulunulmalıdır.
• Her gün bir günlük namaz kaza etmekle dahi Müslümanlığa yeniden başlanması tavsiye edilmektedir.
Bu kaynaklarda Kişisel Sorgulama ve Konumun Hakkını Verme hakkında söylenenleri, Dini Hayatı Ciddi Yaşama ve İnkişaf ile ilgili daha geniş bir bağlamda tartışın.
Bu kaynaklarda Kişisel Sorgulama ve Konumun Hakkını Verme meselesi, Dini Hayatı Ciddi Yaşama ve İnkişaf yolunda atılması gereken ilk ve en zorlu adım olarak ele alınmaktadır. Mevcut manevi durumun yetersizliği nedeniyle, bireyin kendi konumunu dürüstçe değerlendirmesi ve yüzeysellikten kurtulması için köklü bir zihniyet değişikliği talep edilmektedir.
I. Kişisel Sorgulamanın (Mülahazanın) Ufku
Kaynaklar, kişinin kendi manevi durumuyla ilgili sorduğu sorunun (mülahazanın) ciddiyetini ve bağlamını sorgulamaktadır:
• Gerçek sorgulama, "Neden tutturamıyorum ben bu meseleyi? Neden Rabbimle sıkı bir irtibata geçemiyorum? Çaresi ne ola?" şeklinde olmalıdır.
• Ancak, bu soruyu sorma hakkı, hayatının saniyelerini, saliselerini, haşirelerini, zerresini zayi etmeden Allah yolunda kullanmış , fakat buna rağmen kulağı açılmamış, gözü açılmamış, hala muhabbetten habersiz ve boşlukta gezen bir insana aittir.
• Bizim gibi insanların (yani manevi müptedilerin/başlangıç seviyesindekilerin) ufkunun sorusu bu değildir.
II. Konumun Hakkını Verme ve Vicdan Vüsati
Kişisel sorgulamanın yerine, kaynaklar, kendimize sormamız gereken asıl sorunun "Acaba biz durduğumuz yer itibariyle konumumuzun hakkını veriyor muyuz?" olması gerektiğini belirtir.
Konumun hakkını vermek, şunların gerçekleşip gerçekleşmediğini dürüstçe tespit etmektir:
1. Vicdanın Genişliği (Vüsat): Cenab-ı Hakk'ı duyacak, kendi varlığımızı duyacak ve O'nu hatırlayacak genişliğe (vicdan vüsatına) ulaşmış mıyız?
2. Masiyet ve İyilik Algısı: Bütün masiyetlerin (günahların) çirkin yüzünü görecek şekilde bir vicdan gelişti mi? Bütün mahasinin (güzelliklerin) güzel yüzünü temaşa edecek , zevk duyacak ve imrenerek onları yapabilecek seviyeye ulaştık mı?
Eğer iftitah tekbirini kaçıran bir insansak (ki bu, ondan önceki sünneti de kaçırmak ve namazın yarısına yetişmek demektir), konumumuzun hakkını verme sorusunu sormamamız gerektiği, zira daha yapacak çok şeyimiz olduğu vurgulanır.
III. Ciddi Dini Hayatın Göstergeleri ve İnkişafın Engelleri
Kişisel sorgulama ve konum değerlendirmesi, mevcut dini hayatın ciddiyetten uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, manevi gelişimin (İnkişaf) önündeki en büyük engeldir:
A. Yüzeysel İbadet ve Gaflet
Mevcut namazlar, Allah'ın emrettiği "namazı ikame edin" emrine uygun değildir; onlar babadan, dededen görülen şekli namaz veya suri namazlardır . Ciddi dini hayat, namazı her şeyiyle duyulur, hissedilir ve mevcudiyeti fark edilir bir eylem haline getirmeyi gerektirir.
• İnkişafın Engeli: Söylenen kelimelerden haberdar olmamak o kelimelere karşı saygısızlıktır . Allah'ın huzurunda dururken gafletle kelimeleri söylemek Allah'a, Kirâmen Kâtibîn'e ve ruhanilere karşı ayıptır . Bu haliyle insanın inkişaf etmesi mümkün değildir .
• Huzur Şartı: Tesbihat esnasında kendinde olmamak, sağla solla meşgul olmak, Ettehiyyatü veya Tayyibatı okurken yüreğin bir kere dahi hoplamaması (çarpmaması), kişinin gözünün açılması ve vicdanının harekete geçmesi için daha yapması gereken çok şey olduğunu gösterir.
B. Bilginin İrfana Dönüşmemesi
Ciddi dini hayat sadece okumak ve sistemi takip etmek değildir:
• İlim yapmak, kitap okumak, fişleme yapmak veya kaynaklara bulaşmak marifet değildir.
• Bunların bir kıymet-i harbiyesi yoktur, ancak düşünce potasında eritilip imana, izana veya irfana dönüşürse kıymetli olur.
• Okunanlar, imanı artırıyorsa, yakini (ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakine) kapı aralattırıyorsa, o zaman bir kıymeti vardır. Aksi takdirde, kişi havanda su dövmüş olur.
IV. Çözüm: Yeniden Başlangıç ve Ciddiyet Taahhüdü
Kişisel sorgulama sonucu ortaya çıkan eksiklikler, "Yeniden Başlangıç" (Bismillah deyip yeniden başlama) gerekliliğini ortaya koyar. Bu, dini hayatı ciddiye almanın somut adımlarıdır:
1. Yemin ve Kararlılık: Sağlam inanma adına "Ya Rabbi, bir ay sana inanacağız" diye yemin etmeli.
2. Namaza Yeni Bakış: Namazı, hayatın birinci meselesi sayıp bu konuda tahallük (davranış) göstermek. Namazın her rüknünü kemal-i temkinle, jelatinle paketlenmiş bir hediye gibi O'na sunmaya çalışmak.
3. Kaza ve Telafi: Bugüne kadar kılınan gafilane namazları üzerine almak ve kaza edeceğine söz vermek; tesbihatta dalınmışsa veya namazda uyunmuşsa dahi bunların kaza edileceği taahhüdünde bulunmak. Nafilelerde (sünnetlerde) kusur etmemeye dikkat etmek, zira onlar farzlardaki kırık ve çatlakları sarıp sarmalar (sargı yapar).
4. Gece İbadeti: Gece namazlarını (teheccüt) kaçırmamak, zira gece, insanın Rabbinden gelen tecellileri avlama koyu pususudur (seccadesidir). Gecesi olmayan bir insanın misal ve berzah âlemi karanlıktır.
İnsan, bu yeniden başlangıç sürecinde bu işi (dini hayatı ciddi yaşamayı) hayatındaki en önemli, en hayati, en canavar işi veya can veren işi yaptığını hissetmelidir. Nihai amaç, iman, yakin ve marifetin artmasını (Zidna iman, zidna yakinen, zidna marifeten) Allah'tan talep etmektir.
Bu kaynaklarda Çaresi ne ola? hakkında söylenenleri, Sorulması Gereken Soru ile ilgili daha geniş bir bağlamda tartışın.
Kaynaklar, "Çaresi ne ola?" (Bu işin çaresi ne?) sorusunun, manevi hayatı ciddi yaşama ve inkişaf bağlamında, sorulması gereken en yüksek ufuk sorusu olduğunu, ancak bu sorunun sorulmasının belli şartlara bağlı olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Genel bağlamda tartışılması gereken, bu yüksek düzeyli sorunun (Çaresi ne ola?) yerine, mevcut konumumuzu sorgulayan daha pratik bir sorunun (Konumun hakkını veriyor muyuz?) neden sorulması gerektiğidir.
"Çaresi ne ola?" sorusu, bireyin manevi hayatında ulaştığı kriz noktasını ifade eder: "Neden tutturamıyorum ben bu meseleyi? neden Rabbimle sıkı bir irtibata geçemiyorum? çaresi ne ola bu işin" .
Ancak kaynaklar, bu soruyu sorma hakkını sadece şu niteliklere sahip kişilere tanır:
1. Maksimum Çaba: Bu, "aklına gelen her şeyi yapmış" ve dini hayatı ciddi yaşamaya muvaffak olamamış bir insana sorulması gereken sorudur.
2. Sıfır Zayiat: Kişi, hayatının saniyelerini, saliselerini, haşirelerini, zerresini zayi etmeden Allah yolunda kullanmış olmalıdır.
3. Sonuçsuzluk: Bütün bu çabalara rağmen, kişinin kulağı açılmamış, gözü açılmamış, hala muhabbetten habersiz ve boşlukta geziyor olması gerekir.
Bu tür bir insanın yaptığı mülahaza (düşünce), yalan söylememiş olur ve makul karşılanabilir; ona karşı da bir şeyler söylenebilir.
Özetle: "Çaresi ne ola?" sorusu, tüm gayreti gösterdiği halde hala manevi gelişimden mahrum kalmış, hakikat erbabının soracağı bir sorudur.
II. Sorulması Gereken Soru: "Konumun Hakkını Verme"
Kaynaklar, genellikle dini hayatı yaşayan kitlelerin (Müptediler) bu "ufuktan sorulmuş" soruyu sorma hakkına sahip olmadığını belirtir; zira bizler, "bir türlü ilk mektepten çıkamayan müptedileriz" ve koridordan içeriye dahi giremiyoruz.
Bu nedenle, "Çaresi ne ola?" yerine, bizim durumumuza göre sorulması gereken asıl soru şudur: "Acaba biz durduğumuz yer itibariyle konumumuzun hakkını veriyor muyuz?" .
Bu sorgulama, kişinin nerede hata yaptığını, hangi temel adımı eksik bıraktığını anlamasını sağlar ve böylece ciddi dini hayata geçişin kapısını aralar:
A. Vicdan Vüsatına Ulaşma Kriteri
Konumun hakkını vermek, öncelikle bir vicdan vüsatına (vicdan genişliğine) ulaşmak demektir. Bu genişliğe ulaşan kişi:
• Cenab-ı Hakk'ı ve kendi varlığını duyacak.
• Bütün masiyetlerin (günahların) çirkin yüzünü görecek şekilde bir vicdan geliştirmiş olacak.
• Bütün mahasinin (güzelliklerin) güzel yüzünü temaşa edecek , zevk duyacak ve imrenerek onları yapabilecek seviyeye ulaşmış olacak.
B. Namazdaki Gafletin Sorgulanması
Konumun hakkını verip vermediğimizin en somut göstergesi namazdır:
• İftitah tekbiri ni kaçıran bir insan, bu yüksek soruyu sormamalıdır, çünkü bu demektir ki o, namazın yarısına yetişmiş ve daha yapması gereken çok şey vardır.
• Kılınan namaz, babadan dededen görülen şekli namaz (suri namaz) olmaktan çıkıp, Allah'ın emrettiği gibi "namazı ikame edin" emrine uygun, duyulan, hissedilen, mevcudiyeti fark edilen bir namaz olmalıdır.
• Tesbihat esnasında sağla solla meşgul olmak , kendinde olmamak veya Ettehiyyatü/Tayyibatü derken yüreğin bir kere dahi hoplamaması , kişinin vicdanının harekete geçmesi için daha yapması gereken çok şey olduğunu gösterir.
III. Çaresi Ne Ola?'ya Pratik Cevap: Yeniden Başlangıç
Kaynaklar, madem ki henüz "Çaresi ne ola?" diye soracak manevi seviyeye ulaşamadık, o halde yapılması gereken şey, temel eksiklikleri gidermek amacıyla **"Yeniden Başlangıç"**tır:
1. Yemin Etme: Sağlam inanma adına, "Ya Rabbi, bir ay sana inanacağız" diyerek yemin etmeli.
2. Gafil Namazları Kaza Etme: Bugüne kadar kılınan gafilane namazlar varsa üzerimize alıp söz verilmeli; hatta tesbihatta dalınmışsa veya namazda uyunmuşsa dahi bunların kaza edileceğine taahhütte bulunulmalıdır. Her gün bir günlük namaz kaza etmekle Müslümanlığa yeniden başlanabilir.
3. Temkinli İbadet: Namazın her rüknü, kemal-i temkinle, jelatinle paketlenmiş bir hediye gibi Allah'a sunulmaya çalışılmalıdır.
4. Gece İbadetini Aksatmama: Gece namazlarını (teheccüt) kaçıran bir kişi bu yüksek soruları sormamalıdır, zira gece, rabbinden gelen tecellileri avlama koyu pususudur .
Bu adımlar atılırken insan, bu işi (dini hayatı ciddi yaşamayı) hayatındaki en önemli, en hayati, en canavar işi veya can veren işi yaptığını hissetmelidir.
Nihayetinde, "Çaresi ne ola?" sorusunun cevabına ulaşmak için, öncelikle imanımızı, yakınlığımızı ve marifetimizi artırmayı (Zidna iman, zidna yakinen, zidna marifeten) Allah'tan istememiz gerekmektedir.
Manevi Hayata Yeni Bir Başlangıç: Adım Adım İbadet Rehberi
Giriş: Yeniden "Bismillah" Demek
Dua edip, namaz kılıp yine de Rabbinizle aranızda bir boşluk mu hissediyorsunuz? Her şeyi yapmış olmanıza rağmen manevi bir ilerleme kaydedemediğinizi, kulağınızın ve gözünüzün manen açılmadığını mı düşünüyorsunuz? Yalnız değilsiniz. Bu rehber, tam da bu durumdaki "müptediler" (yeni başlayanlar) için, manevi hayatında bir tıkanıklık hissedenler için hazırlanmış bir yol haritasıdır. Amacı, karmaşık görünen manevi yolculuğu somut, uygulanabilir adımlara bölerek, hayatınızda temiz bir sayfa açıp samimiyetle "Bismillah" demenize yardımcı olmaktır.
1. Temel Adım: Bir Aylık Niyet ve Sözleşme
Her şeyden önce, bu yolculuğun temelini sağlam bir zihinsel hazırlık ve niyet oluşturur. Bu, bir aylık bir adanmışlık programıdır; kendinizle ve Rabbinizle yapacağınız manevi bir sözleşmedir. Gelin, "Ya Rabbi, bir ay boyunca Sana olan imanımızı her anımızda yaşamaya, Seni bir an bile aklımızdan çıkarmadan hareket etmeye yemin ediyoruz" diyerek bu yolculuğa başlayalım.
Aşağıdaki maddeler, bu bir aylık sözleşmenizin temel taahhütleridir:
• [ ] Niyet: Bu bir ay boyunca yapacağınız her eylemi, her sözü ve her düşünceyi sadece ve sadece Allah rızası için yapmaya niyet edin. Bu, eylemlerinize ruh ve anlam kazandıracak ilk adımdır.
• [ ] Huzur: Allah'ın her an sizi gördüğü ve her şeyden haberdar olduğu bilincini, yani "huzur" hissini sürekli aklınızda tutmaya çalışın. Bu bilinç, sizi gafletten koruyan en güçlü kalkandır.
• [ ] Temkin: Her adımı "kemal-i temkinle" atın; her sözünüzü ve eyleminizi, Rabbinize özenle hazırlanmış, jelatinli bir hediye paketi sunar gibi bir dikkat ve sevgiyle O'na takdim edin.
Bu temel niyeti sağlamlaştırdıktan sonra, şimdi bu niyeti eyleme dökecek günlük adımlara geçebiliriz.
2. Günlük İbadet Kontrol Listesi
Bu bölüm, bir aylık niyetinizi günlük pratiğe dökeceğiniz en somut adımları içerir. Her bir madde, manevi yapınızı tuğla tuğla inşa etmenize yardımcı olacaktır.
2.1. Namaz: Dinin Direği
Namaz, bu yolculuğun merkezidir. Ancak Allah'ın emri, sadece şekli bir ibadet değil, "namazı ikame etmek," yani onu tüm ruhuyla, bilinciyle ayağa kaldırmaktır. Namaz, "her şeyiyle duyulan, hissedilen," farkı ve mevcudiyeti hissedilen bir ibadet olmalıdır.
• [ ] Vaktinde Kılmak: Namazı hayatınızın birinci meselesi sayın. Onu vaktin başlangıcında, özellikle cemaatle kılınıyorsa "iftidah tekbirini" kaçırmadan eda etmeye azami özen gösterin. Unutmayın, namaza gösterdiğimiz bu özen, onu hayatımızın gerçekten birinci meselesi sayıp saymadığımızın en net göstergesidir.
• [ ] Sünnetlere Riayet Etmek: Sünnet namazları, farz namazlarda farkında olmadan yaptığımız kusur ve eksiklikleri tamamlayan bir "sargı" görevi görür. Bu manevi sargıları ihmal etmeyin.
• [ ] Gece Namazı (Teheccüd): Unutmayın ki, "Gecesi olmayan bir insanın misal alemi karanlıktır." Gece, Rabb'den gelen tecellileri ve manevi feyizleri "avlamak" için kurulmuş bir pusudur. Haftada birkaç gece dahi olsa teheccüde kalkmayı hedefleyin.
• [ ] Geçmişin Telafisi (Kaza): Bugüne dek "gafilane kıldığımız namazlar" için bir telafi adımı atın. Her gün, en azından bir günlük kaza namazı kılmaya başlayarak bu borcu ödemeye niyet edin.
2.2. Tesbihat ve Dua: Huzuru Derinleştirmek
Namazdan sonra yapılan tesbihat ve dua, namazda yakalanan huzur ve huşu halini günün diğer anlarına taşımanın en etkili yoludur.
"...gözlerini kapayarak tekkede zaviyede dervişin Allah derken nasıl bir münasebete geçiyorsun etrafını görmüyor o anda bıçaklasan duymuyor öyle bir huzur içinde..."
• [ ] Odaklanarak Tesbihat Yapmak: Tesbihat sırasında sağla solla meşgul olmadan, kelimelerin manasını düşünerek ve tam bir kalp huzuruyla zikri tamamlayın.
• [ ] İçtenlikle Dua Etmek: Duayı, ezberlenmiş bir metni okumak gibi değil; Allah'tan bir şey koparmak ister gibi, "yırtılırcasına isteme" samimiyetiyle ve içtenliğiyle yapın.
2.3. Tefekkür ve Okuma: Kalbi Beslemek
İbadetler, ancak bilgi, tefekkür (derin düşünme) ve marifetle derinleşir. Bu yüzden her gün zihninizi ve kalbinizi besleyecek bir okuma saatiniz olmalıdır. Okumalarınızı, "Risaleleri hızlı hızlı okumadı teker teker herkes kendi kendine okusun" tavsiyesine uyarak, acele etmeden, sindirerek yapın.
Unutmayın; amaç bilgi hammallığı değil, okunanların imana, iz'ana ve irfana dönüşmesidir.
Ancak kalbi ve zihni bu şekilde beslerken, ruhun içinde bulunduğu bedeni de ihmal edemeyiz. Zira manevi yolculuğun sürdürülebilirliği, bedensel alışkanlıklarımızla doğrudan ilişkilidir.
3. Hayat Tarzı Alışkanlıkları
Namazdaki huşuyu ve tesbihattaki huzuru yakalamak, sadece seccadenin üzerinde başlamaz. Bedenimiz, ruhumuzun bineğidir. Bu alışkanlıklar, o bineği ibadete en hazır ve en zinde hale getirmek içindir. Kadim ilke bize yolu gösterir: "Az ye, az uyu, hayrete var, fani ol, Allah'ı bul."
1. Az Yemek Midenin yarısı dolduğunda sofradan kalkma alışkanlığı edinin. Çünkü "kapasitesi kadar yemek yiyen bir insanın yapacağı şey namazda uyumaktır." Bedenin hafifliği, ruhun yükselişini kolaylaştırır.
2. Dengeli Uyumak Geceyi ibadet için bir fırsat olarak değerlendirebilmek adına, vaktinde ve yeteri kadar uyumaya özen gösterin. Bedenin hakkını verin ki, ruhun hakkını verebilesiniz.
3. Az ve Öz Konuşmak (Kıllet-i Kelam) Gereksiz, boş ve faydasız konuşmalardan kaçının. Suskunluk, zihni ve kalbi Allah'ı anmaya ve O'nun üzerine tefekkür etmeye daha müsait ve hazır hale getirir. Bu ilke, sadece dilin sükûtunu değil, aynı zamanda kalbi ve zihni lüzumsuz meşguliyetlerden arındırarak topyekûn bir içe dönüşü hedefler.
Sonuç: İnşirah ve Genişliğe Doğru
"Allah bir insanın kalbini eğer inşiraha mazhar kılmışsa... o rabbinden bir nur üzerinedir hep aydınlık görür." Bu kontrol listesindeki her bir madde, kalbinizde bu manevi genişliği (inşirah) ve aydınlığı bulma yolunda atılmış samimi bir adımdır. Bu bir aylık samimi sözleşme ve gayret, inşallah, kalbinizdeki o ilahi nuru ve genişliği (inşirah) tecrübe etmenize, böylece hayatı daima aydınlık ve huzur içinde görenlerden olmanıza vesile olacak bir başlangıçtır.
Yorumlar
Yorumlarınızı Bekliyorum ( Waiting for your comments )