Kalp Kaymasının En Acısı, Hidayetten Sonra Olanıdır
Âl-i İmrân Sûre-i Celilesinde,
arkadaşlarımızla çok defa namazda
hem zammı sure yerine
hem de aynı zamanda —öyle zannediyorum biraz da kendi mülahazam öyle—
dua yerine
"Batırma" da diyebilirsiniz burada,
"sürçme" de diyebilirsiniz hafizanallah
ama Kur'an-ı Kerimzeyğ tabirini kullanıyor;
kayma belki en yakın manası oluyor.
Meali münifi ey Rabbimiz;
hem de alemlerin Rabbi olarak Rabbimiz diyoruz,
şahsımız adına değil.
Ve bunu böyle söylerken
aynı zamanda belki başta içinde bulunduğumuz bir heyet-i aliyeyi niyet ediyoruz,
sonra bütün bir âlem-i İslam'ı niyet ediyoruz,
sonra şöyle böyle Allah'a karşı imanı olan,
Efendimiz'i kabullenen insanları niyet ediyoruz
ve hepimiz namına;
Ey Rabbimiz!
bizi terbiye eden,
bizi yoktan var eden,
terbiye ede ede bu hale getiren,
insanlık şekliyle serfiraz kılan,
insanlık duygularıyla serfiraz kılan,
imana müsait hale getiren,
en mükemmel terbiye ile bizi terbiye eden ey Mürebbim!
"Rabbenâ" o demek;
Rab, Cenabı Hakk'ın mürebbi manasına;
terbiye eden, yetiştiren, geliştiren, yoktan var eden,
küçük şeyleri büyüten,
tohumları ağaç haline getiren,
tohumları başak başak yürüten Allah celle celaluhu.
Evvela o mülahaza,
o kelime çok önemli.
Hiçbir zaman Allah kalbimizi kaydırmasın
da ne zaman kalp kayarsa kaysın;
o bir hüsrandır,
bir haybettir,
bir kayıptır.
Günahlarla kalbin kayması;
insanın, beşerî taşkınlıklarla,
şeytanın çelmeleriyle,
nefs-i emmarenin kündeleriyle
hep kaymalar olabilir
ama kaymanın en acısı ba'de iz hedeyteynâ (bize hidayet sultanlığı bahşettikten sonra)
kalbimizi kaydırma.
Ondan onun arasında çok uzun bir mesafe var;
yani hiç Seni duymamış, Seni bilmemiş
o insanın bir günaha kayması
hafif bir şeydir,
dar bir açıdır o.
Fakat bir de
Sen terbiye ede ede ede
Kendini de duyurmuşsun,
ede ede Kur'an'ı duyurmuşsun,
ede ede Efendimiz'i duyurmuşsun,
ede ede uhreviliğe ait duygularımızı harekete geçirmiş
ve canlandırmışsın;
bizi hidayet etmişsin,
gözümüzü açmışsın,
bizi kalbi ve ruhi hayata yönlendirmişsin...
Mesafe boşlukla o kadar açılmış ki
kocaman bir açı meydana gelmiş.
Allah'ım,
hidayet ettikten sonra
kalbimizi kaydırma!
Bunu öbürü de önemli bir mesele
ama fakat bu çok daha önemli;
Hazreti Pir'in ifadesiyle
ihlas kulesinin başından
derin bir çukura düşme manasına bir şey.
Ve heblenâ min ledünke rahmeten diyoruz.
Kaydırmaman için
bize kendi ledünnünden,
nezdinden,
uluhiyetinden...
Biz keyfiyetini bilemiyoruz,
O'nun her şeyi Senin nezdinde
ayrı bir derinliktedir.
İlim ayrı bir derinliktedir,
hibeler ayrı bir derinliktedir,
bağışlama ayrı bir derinliktedir,
müsamaha ayrı bir derinliktedir,
rahmet tayıfları ayrı bir derinliktedir.
O bakımdan kendi idrakimiz çerçevesinde
talepte bulunmuyoruz;
"ledün"de nasıl bir bağışlama işi varsa, ne olur bahtına düştük, bağışla.
Bu imanı bize bağışla,
o emaneti bize verdiğin gibi
kalsın bizde;
yani sanki Sana emanet olsun o,
bize bırakma,
bizim gücümüze emanet etme onu.
Min ledünke rahmeten inneke entel vehhâb.
Vehhâb Sensin;
orada da mübalağa kipiyle,
hiç kimseyle kıyas edilmeyecek şekilde
hibe üstüne hibe eden Sensin.
Sen böyle bir Vehhâb olduğuna göre
bizim arkadaşlarımızın,
inanan insanların kalplerini de
işte o mevhibenle,
o engin mevhibenle
Sen ne olur Allah'ım
kaydırma gibi...
Böyle çok dar çerçevede
"meali münif"ini böyle görme;
esasen ona tereddüp eden şeyleri
anlama açısından kolaylık sağlar zannediyorum.
Ama sizin sorununuzun içinde zannediyorum; Bazen hidayetten sonra maruz kalabilecekse
kalpte ülfet ve ünsiyet de buna dahil midir?
Onlar da kaydırır mı?
Ülfet ve ünsiyet dediğimiz şey
elif olma bir yönüyle güzeldir
ve nitekim işte o güzelliği de
Allah'tan istiyoruz:
Allâhümme ellif beyne kulûbinâ ve ümmeti Muhammedin.
Allah'ım biz ümmeti Muhammed'in arasını telif buyur.
Şu birbirine düşmüş,
intikam almak için diş gösteren
ve çok defa belki salya atan kimseler
çok kötü şeyler vadediyorlar geleceğimizi;
bunlar eğer planlayacaklarsa
çok tehlikeli görüyoruz.
Ne olur Allah'ım filan diyoruz,
yani bunları hidayet eyle.
İşte ülfeti öyle de kullanabiliyoruz
yani Allah'ın müellif beyne...
Sonra enfakte fî mâ fi'l-ardı cemîan mâ ellefte beyne kulûbihim.
Yeryüzü altın olsaydı,
sen kalpleri telif etmek,
bir araya getirmek,
o elyaftan bir bütün meydana getirmek
cehdi gayreti içinde bulunsaydın
muvaffak olamazdın;
Allah'tır ki kalpleri telif etti diyor.
Yani böyle bir yanı da var bunun.
Birbirine ısınma,
birbiriyle beraber olma,
müşterek hareket etme;
günümüzde paylaşma tabiriyle ifade ediliyor bu mesele.
Her şeyi;
sofrayı paylaşma,
duyguyu paylaşma,
düşünceyi paylaşma,
hizmet zeminini paylaşma...
Herkese bulunduğu zemin itibarıyla,
alan itibarıyla bir kısım haklar tanımak suretiyle,
bir şeyler vermek suretiyle,
beklentilerini onların gidermek suretiyle,
onları tatmin etmek suretiyle
kendi tatminine yollar araştırma.
Senin âlemden beklediğin neyse şayet
âlemin senden beklediğinin de
o olduğunu katiyen hatırından çıkarma.
Yorumlar
Yorumlarınızı Bekliyorum ( Waiting for your comments )