Sizin dua ikliminiz... Türkçe-Arapça binlerce dua
Tefekkür ve Dua Gündemi
Yazı Boyutu:
Günün Öne Çıkan Tefekkür Yazısı
Kâmil Manada Namaz Nasıldır?

Namazın huşu ile eda edilmesi çok önemlidir. İnsan varlığın en eksiksizidir, din de dinlerin en eksiksizidir en tamamıdır. Namaz da din içinde hususiyle İslam dini içinde ibadetlerin en tamamı en mükemmeli. Denebilir ki, kamil insanın kamil ibadetidir namaz. Onun için hemen, inanmaya ait esasların arkasından namaz gelir. Biz başkaları için öyle düşünmesek bile fakat sahabi kendi aralarında namaz kılmayan neredeyse kafir derdik diyor yani ve bir hadisi şerifin yorumu da bir ölçüde onu gösterir. İnsanla iman arasındaki fark namazdır denir. الفَرْك بَيْنَ الْعَبْدِ وَالْكُفْرِ ترك الصَّلَاة او الصَّلَاة Bu açıdan namaz çok önemli. Bu mükemmel yaratığın insanın... yani kusursuz yaratık olan insanın Allah'a açılmaya varlığı yorumlamaya işte bildiğiniz gibi fenlerle değişik ilimlerle kainatı hallaç etmeye müsait yaratılan insanın tabiatına en uygun ibadet namazdır. Bu mahiyetindeki mükemmeliyeti namaz gibi kulluktaki mükemmeliyeti namazla bir araya getirir kesiştirir Allah'ın aradığı insanda budur. Onun için Kur'an'da pek çok ayette olduğu gibi Müminun suresinde de قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ buyurulur. Namazı huşu içinde eda edenler kurtuldu denir. Her şeyden mefhumu muhalif, hukuki tabir mefhum muhalif çıkarmak doğru değildir. O mefhumu muhalefetin şartları vardır. Fakat mefhum muhalefete gidilecek olursa burada. Namazı huşu içinde eda etmeyenler de kurtulamadılar şeklinde bir yorum çıkabilir buradan. Biz öyle bir yoruma şey yapmasak bile, eğilim, temayül göstermese bile. Fakat ihtimal dahilindedir o da. Bu bakımdan namazı, aç bir insanın yemek yemeyi duyması gibi... susuz bir insanın su içerken onu duyması gibi... havasızlıktan sıkışmış bir insanın ferah feza bir zeminde, bir atmosferde, havayı ciğerlerine çekmesi, sindirmesini duyması gibi... Duyarak eda etmesi esastır. Namaz verilip veriştirilecek birşey değidir. O hususi kendisine bir vaktin ayrılması. Evvela bir konsantrasyondan geçilmesi ki, farz namaza giderken, zaten farz namaz yolunda karşımıza çıkan her şey bu konsantrasyondan kesitler. Mesela abdest alırsınız. Hani var böyle yeni modern yorumcular, İşte vücuttaki kinetik enerjiyi dengeleme filan. Suyla onu dışarıya atma ve böylece kendinizi bulma diyebilirsiniz. Bundan başlıyor da, minarelerde Rûh-u Revan-ı Muhammedî şehval açınca... siz ayrı bir teveccühe giriyorsunuz... orada bir duyuyorsunuz... camiye geliyorsunuz... namaz öncesi sizin ifadeniz de bazı dualar duyuyorsunuz orada... müezzinden bir name duyuyorsunuz... imamdan bir sesleniş... Nafile namaz, sünnet kılıyorsunuz. Haydi ihlaslar okunuyor. Bütün bunlar, farzda sizin konsantrasyonunuzu için bir yol, uğranılacak bir yol... farza gelince insan tam dolmuş olacak... yani bir nemin çiğ noktasına ulaşıp, yağmur haline gelmesi gibi şıppadacık aşağıya düşecek. Artık gönlünüz, yüreğiniz bu açıdan öyle anlaşılıyor ki, yani bir taraftan namaz öncesi davranışlar, insanı namaza hazırlarken... mükellefiyetten başlayarak diğer taraftan da her şey huşu etrafında bir dantela gibi örülüyor adeta. Her şey bizi huşu'a namazda iç derinliğine... Allah'ı duymaya ve onu sürekli mülahaza ile o namazı eda etmeye çağırıyor. Esası bu. Bu eskilerin ifadesiyle ideal kelimesi, mefkure kelimesi tam karşılamasa bile bunları... ideal ve mefkurenin yerinde Üstat da kullanıyor o tabiri gaye-i hayal diyor. Hayalinizde yakalayacağınız ufuk demektir. İşte namazın bu ölçüde, bu derinlikte böyle duyarak kılınması namaz adına gaye-i hayal ise şayet... bunu elde etmek için daha önce yaptığımız bu şeyler de onu gerçekleştirebilecek stratejiler denebilir. Kaba bir tabir olacak ama... yine belli gayeleri gerçekleştirmede ortaya konan politikalar olduğu gibi. Bunlar da o kamil namazı tahakkuk ettirmede politikalar demek yani. Esas değil bunlar, yani ne ezan esas, ne abdest esas, ne o nafile namazlar, ne müezzinin ihlas okuması esas... Fakat bunlar fıkhi ifadesiyle cebren lin noksan. Yani oradaki eksikliği gidermeye matuf. Varlığın en kamili olan insan nasıl eksiksiz ahseni takvime mashar... ibadeti de kendine yakışır olmalı. Şöyle bir benzetme de yapabiliriz. Mesela boyu posu endamı insanın hendesesi hayranlık uyarıcıdır yani.. ve bunu greklerin, romalıların dehaları çok iyi kavramıştır. Tevhitle dengelenemediğinden dolayı heykel ve resim şeklinde zuhur etmiştir. Çok ciddi hayranlık duyarlar. Gerçekten insan heykeli hayranlık duyulabilecek bir varlıktır. Hep fakir arz etmişimdir yani. Allah'ın kendinden başka birine secde etme müsaadesi olsaydı, ben insanlara secde edilmeli derdim. Zaten bu espiri meleklerin, ruhanilerin Hz Adem'e secdesinde de var. Çok mükemmeldir. Dış yapısı nasıl mükemmel, fiziken nasıl mükemmel, ruh enginliği de o kadar mükemmeldir. Düşünün ki insandan başka Allah'a o ölçüde yaklaşacak başka bir varlık yok. Hatta melekler bile. Oysa ki mahiyetleri nur, her şeyleri nurani. Ama yine insan hızında ve insanın ulaştığı yere ulaşamıyor melekler... Avamından avamına eftal eylemiş Allah diyor. Biz gibi avam, meleklerin avamdan faziletli olduğumuz gibi. İnsanın havası efendimiz gibi kimseler de, onların hasların önde gelenlerinden ileridir. Onun için cibril miraçta yolda kalmış efendimiz yürümüştür. Yürü top senin çevkan senin diyor Süleyman Çelebi bugün. Şimdi böyle mükemmel bir varlığın iç ve dış yapısı itibariyle kendini Allah'a yaklaştıracak veya gerçekten onun insan olmasının ifadesi olan namaz... hakikaten ciddi bir iş derinlikle eda edilmeli ki kardeşimizin sorusu o mevzuda o işi tam öyle eda edememe endişesinden kaynaklanıyordu. Ancak zannediyorum ben çok az insana bu böyle gaye-i hayal haline getirildikten sonra namaz o ölçüde mükemmel eda etme müyesser olabilmiştir çok az insana. Çünkü izafidir o şey. Yani falan falandan mükemmel namazı eda ediyor.. başını yere koyuyor kaldırmayı düşünmüyor bir daha... namaza kendisini salınca adeta bir gül bahçesine kendini salmış gibi hissediyor filan. Ama bunun üstünde öylesi var ki, cennet yamaçlarında dolaşıyor gibi salıyor. Öylesi var ki, Cenabı Hakk'ın cemalini müşahede ediyor gibi salıyor. Öylesi var ki, ruhanilerin önünde... izafi onun için, o huşuyu en mükemmel şekilde bulma da, bizde hep bir gaye olarak kalıyor. Fakat herkes istidadının müsait olduğu ölçüde ki, 'herkesin istidadına vabestedir asar-ı feyzi' Türk manzum atasözlerindendir. Herkesin isti'dâdına vabestedir âsâr-ı feyzi demek, Herkes ne kadar feyze mazar olacak ne kadar istidadı kabiliyeti varsa o kadar olacak. İkinci mısra da şudur. Ebr-i nîsandan sadef dürdane ef'i sem kapar. Nisan yağmuru yılanlar için zehir olurmuş, denizin dibindeki mercanlar için de sadef olurmuş veya işte dürdane olurmuş. Bunlar içinde inci olurmuş. Şimdi namaz da biraz öyle işte. İstidata, konsantrasyondaki derinliğe... ilk sebebleri şartları yerine getirmeye vabestedir. Ama bence hani, hangi seviyede huzur huşu yakalanırsa yakalansın, bazen su içmeyi duyma gibi, bazen yemek yemeyi duyma gibi, bazen yorgun argın bir insanın oturup bir yerde dinlenmeyi duyması gibi, bazen bir insanın havayı ormanın içinde havayı ciğerlerine sindirip duyması gibi duyabilir. Bunlar derece derecedir bazen de tasavvurlarımızı aşar. Ama insanın hayalinde hep en mükemmeli yakalama vardır. Kendine göre yakalama vardır yani. Ben eğer bu heykelde yaratılmışsam, bir partal elbiseyi sırtıma alıp geçirmem beni bu hendeseden yaratan zata karşı saygısızlık olur. Allah nimetinin eserini insanın üzerinde görmek ister. O mükemmel hendeseyi bozmaya kimsenin hakkı yoktur. Bakın bir de o insanın iç mükemmelliği var. Öyle hidaç diyor hadis-i şerifte, namazın zayi olması, kırık dökük filan eda edilmesi, baştan savma, aradan çıkarma mülahazaları ile eda edilmesi, çok da öyle maddi manevi bu mükemmel yapıya uygun bir ibadet değildir. Onun için iradi sürekli insan o mükemmeli yakalamaya çalışmalı ama her zaman o mükemmeli yakalamaya çalışamayabiliirz, niyetlerimiz mükemmelin peşinde ise her şeye rağmen yakalayamadığımız takdirde, biz niyetimizi hedeflediğimiz şeyi yakalarız müminin niyeti amelinden hayırlıdır. Şimdi sizin sorunuzun cevabına geliyor mesele yani. Evet doğru, o mükemmel eda edilmeli, ama ben bir taraftan bunca konsantrasyon vesilelerini değerlendirdiğim halde tam içli dışlı olamadım yani. Nedense çok zorladı. Göbeğimi çatlattı. Bir diğer içinde bulunduğum ortam buna müsait değil. Bu sadece orda sizin işiniz açısından değil de... burada namaza durursunuz çocuklar gelir omuzlarınıza binerler sizin yani. Bunu Allah Resulüne de yapıyorlardı. Orada bir gürültü olabilir, şurada bir vasıta gürültüsü olabilir. Başka bir şey olabilir. Ama siz niyetinizde halis idiniz. O zirvedeki namaza talip idiniz o yoldasınız siz. Fakat araya giren bazı şeyler beklemediğiniz halde bu defa sizin huzurunuzun huşuunuzun bir kısmını aldı götürdü. Fakat siz niyetinizdeki mükemmeli yakalamış sayılırsınız ve matlup olan da odur şimdi yani. Bu açıdan o türlü antrenmanlar veya işte daha başka şeyler veya başınızdaki kayım gibi adamlar acaba bizi gördüler mi görmediler mi görürlerse ne derler namazda gelir bunlar girer içinize hep bunları düşünürsünüz Cemal hocanın mülahazasıyla gördü namazı, görmedi namazı, gördü namazı görmedi namazazı dermiş ki akşam rahmetli kürsüde. Bey sabah evden çıkarken ramazan-ı şerifte yenge sorar efendi akşama ne pişireyim. O da umurunda mı sahurun yemeği midesini doldurmuş. Çıkarken hiç aldırmaz e madem efendi bir şey söylemiyorsun, ben de pide pişireyim der. İftara doğru ikindi namazında namaza dururken açlık beyne vurur. Bu defa kafasına takılır acaba peynirlimiydi, kıymalımıydı peynirli mi? Hoca diyor cemaat biliyor musunuz? Kaç çeşit namaz vardır? Tabii cevap olmayınca peynirli namaz, kıymalı namaz diyor. Şimdi bizimki de gördü namazı görmedi namazı yani. Fakat bunlar bizi aşan mevzulardır beşeriyetimizden kaynaklanan mevzu. Herkesin kendi o iç durumu akar gelir bir yönüyle namazın önüne geçer perde olur. Sürekli insan hep bir bubunun berisinde kalır. Düşünün Hz. Ömer gibi sema ile irtibatı olan bir insan namaz kılarken şaşırıyor üç kılıyor yani namazı. Sonra diyorlar emirel müminin diyor ki vallahi ne yapayım Irak'a asker gönderiyordum. Evet şimdi bu iş meselesi yani sizin sporunuz, sizin antremanınız başkasının başka bir şeyi bir savcının çözemediği bir iddianame hazırlarken falan bir ukde, bir mümine acaba kötülük mü yapıyorum, bir şaki ise şayet acaba Onu af yolunu mu intihap ediyorum zaaflarım burada kanunları yorumlamada beni yanlış şeye mi sevk ediyor gibi şeyler... Bütün bunların hepsi daha başka şeyler çözülemeyen problemler gaileler insanı aşan şeyler akar gelir hep bir buğu gibi insanın ruhunu sarar, insan görmesi gerekli olan şeyi net göremez artık yani bu var. İşte bu türlü yerlerde bu boşlukları biz niyetimizdeki dolulukla aşabiliriz ancak. Neye dil beste olmuş, gönül bağlamıştık ondan. Bu açıdan da zannediyorum en pahalı namaz böyle ağır şartlar altında eda edilen namazdır. Huzur sağdan soldan gelen bir kısım şeylerle gerçi deliniyor ama fakat bir diğer taraftan da işte 24 saat belki o 24 saatin içine ruh gibi mana gibi sızıyor, sirayet ediyor namaz ve siz değişik endişelerle hep onu eda ediyor duyuyorsunuz namazı yani namaz kıldığınız farkında oluyorsunuz.